Dağın Zirvesinden Nefes Kesen Manzara

Yükseldikçe seyrekleşen hava, geride bırakılan her dik virajda yerini derin bir dinginliğe bırakır. Dağın zirvesine ulaşıldığı an, zamanın ve telaşın akışı aniden durur. Ayakların altında uzanan silsileler, bozkırın uçsuz bucaksız sarısından yeşilin en yalın tonlarına doğru dalgalanan devasa bir taş okyanusunu andırır.
Burada, en tepede rüzgâr farklı bir lisanla konuşur. Aşağıdaki vadilere çöken pus, güneşi karşılayan kayalıkların keskin gölgeleriyle bölünürken; ufuk çizgisi gözün alabildiğinden çok daha öteye, gökyüzünün yeryüzüyle kucaklaştığı sonsuz bir sınıra doğru çekilir. Vadilerde kıvrılarak kaybolan yollar, devasa gövdeleriyle heybetini koruyan ardıçlar ve uzakta birer nokta gibi kalan yerleşimler, insanın dünyadaki yerini ve doğanın sarsılmaz kudretini sessizce fısıldar.
Zirvenin sunduğu seyir, yalnızca görsel bir zarafetten ibaret değildir; doğrudan ciğerlere dolan o tertemiz, sert yayla havasıyla birlikte gelen mutlak bir berraklıktır. Güneş bulutların arasından süzülüp yamaçlara vurduğunda, toprağın dokusu, kayaların asırlık çatlakları ve derin uçurumlar adeta canlı bir tuval gibi canlanır. Bu tepe noktası; yorgunluğun silindiği, gürültünün sustuğu ve yalnızca bakmanın değil, bizzat manzarayla bütünleşmenin hazzını yaşatan eşsiz bir eşiktir.
Kayalıkların kıyısında oturup sonsuz boşluğa bakmak, hayatın karmaşasını minik detaylara indirger. Dağın doruğunda açılan bu nefes kesen pencere, insanın zihnini arındıran, bakışını derinleştiren ve doğanın karşısında saygıyla susmayı öğreten bir dinginlik anıtıdır.
Şeyma Eren Öner